eminsayin@hotmail.com

 ENTROPİ CAFE

 Kafa patlatan sorular

 Felix Klein

 Akademisyenler asal sayıları konuşuyor

 Hikayeler ve Espriler

 Kaos
 Matematik Üzerine
 Trivia
 2x2
 Aptal aptal sorular
 Görünmeyen katil
 Lechetül Hakaik
 Ölümlerden bir ölüm
 O nedir?
 Kısaca UFO lar
 Yangın
 1994 ün en garip intiharı
 Bilgisayar Klişeleri
 Çizgi film yasaları
 Film Klişeleri
 Hapishane hayatına övgü
 Kanonik tv aksiyomları
 Avukatlardan inciler
 Bütün cevaplar
 En kolay pop quiz
 Gereksiz icatlar
 İki yüzlü referanslar
 Ne işinize yarayacaksa
 Psikiyatrik yardım

 

 Aman Allah ım parçacığı

 Einstein den iktibaslar

 Fizikte cevap bekleyen sorular

 Foucault sarkacı
 Kaos-2
 Korunum yasaları
 Şaşılası durumlar
 Big-Bang kozmonolojisi
 Fiziksel paradokslar
 Foton nedir?
 Genişleyen evren
 Karadelikler üzerine
 Lilliputlar için fizik

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Entropi Kafe

 

 

 

 

Kaos

 

 

 


Bilimciler, kompleks örtüsü açıldığında tabiatin basit bir görünüm alacağı görüşündedirler. Bu basit gorünümü de bir tek matematik formülle ifade etmeyi hedefliyorlar. Buna giden yol dört temel kuvvetin bir tek temel kuvvete indirgenmesidir. Bu görüşe göre, açıklanması gereken baska hiç bir sey kalmayacak tarzda her seyi, prensip olarak guzelce aciklayabilen bir teori kurulabilecektir. Elbette ki bu, aciklamamizin esyayi oldugunun aynisi gibi yansitacagi anlamina gelmiyor. Ancak gercek dunyadaki her bir olusum nihai süper teorimizin mukabil bir unsuruyla aciklanabilecektir. Sonunda, kendi icinde uyumlu ve gozlenebilen her olayi izah eden bir teori kurulmus olacak. Einstein bu durumu, "bilginin ideal sınırıi" diye adlandırmıştır.


Einstein'la ifadesini bulan bu gorusun temelleri Newton'un, 1686 da, yeryuzunde dusen bir elma ile gunesin cevresinde dolanan gezegenlerin ayni cekim kanununun etkisinde hareket ettiklerini gostermesiyle atildi. Newton her iki olayi da matematiksel alarak aciklayan kuvvet kanunlarini yazdi. Kuvvet kanunlari ve hareket kanunlarinin birlestirilmesiyle Newton mekanigi de denen klasik mekanik ortaya cikti. 

Newton'un buldugu kanunlar zimnen ifade eder ki, bir cismin gelecekteki durumlarini simdiki, simdiki durumlarini da gecmisteki durumlari belirler. Bu, evrendeki herhangi bir cisim icin soylenebilir. Bu kanunlar evrendeki olaylarin, bir baslangic noktasinda belirlenmis durumlarin sirayla ve ardarda meydana gelmesiyle evrimlestigini ima eder. 


1630'larda Descartes, Versailles'daki karmasik otomatlariyla bilinen kraliyet bahcelerini ziyaret etmisti. Su akitildiginda, muzik sesi duyuluyor, deniz perileri calgilarini calmaya basliyor ve uc catalli mizragiyla dev Neptune tehdit ederek yaklasiyordu. Bu ziyaretinden once de mi aklindaydi bilinmiyor, ancak Descartes'in matematigiyle destekledigi felsefesi evren ve icindeki her seyin otomatlar oldugu seklindeydi. Descartes'in zamanindan bu yuzyilin basina kadar, ve belki de onun etkisiyle, bilimciler evreni bir Buyuk Makine olarak gormeye basladilar. Sonraki uc yuzyil boyunca bu Buyuk Makinenin nasil isledigini kesfetmek icin bilim gelistirdiler. 


Bu fikirler, felsefe, din ve hur irade kavrami konularini derinden etkiledi. Newton hareket kanunlarini dunyaya takdim edince adina mekanistik determinizm denen bir felsefi dusunce akimi ortaya cikti. Evren hakkindaki bu gorus, Pierre Simon de Laplace (1749-1827) tarafindan soyle ozetlendi: 


    "Bir zeka herhangi bir anda, tabiati faaliyete geciren butun kuvvetleri ve tabiati olusturan butun cisimlerin durumlarini (konum ve hiz gibi) bilip te butun bu verileri analiz edebilecek olsaydi, en kucuk atomla birlikte evrendeki en buyuk cisimlerin hareketlerini bir tek formulle ifade edebilirdi; onun gozunde gecmis kadar gelecek te hazir bulunurdu." 
Bu dusunce tarzi, bir arabanin saglam bir duvara carpmasi gibi, gelip once quantum mekanigine ardindan relativistik mekanige carpti. Bu yuzyilin basindan beri bilimciler baslangicta uzlasmaz gibi gorunen bu uc alani uzlastirmak icin cok gayret sarf ettiler. Bu alanda epey olumlu yol almislardi ki 70'lerde yeni bir carpisma oldu. Bu sefer rakip daha saglamdi ve mekanistik determinizmi hurdaya ceviriyordu. .


11

 

1974'te Mitchell Feigenbaum pek az arkadaşının haberdar olduğu derin bir konu üzerinde çalışıyordu: Kaos. Fırtınalı bir günün ikindisinde elektrik yüklü gökyüzü içten içe yanıp titrerken 15-20 km kadar yukarıdaki bulutlar, güneş ışığını hem süzüp hem de yansıtarak havada öylece asılı dururlar. Fiziğin es geçtiği bulutlar tabiatın karmaşık, ayrıntılı ve sürprizlerle dolu bir yanını oluşturmaktadır. İşte Feigenbaum sessiz sedasız onları düşünüyordu.


Kaosun başladığı yerde klasik bilim durur. Tabiattaki olayları bir kanuna bağlamaya çalışan bilimciler daima düzenin ve düzenli tekrarın peşindedirler. Onlar atmosferdeki, girdaplarla dolu denizlerdeki, vahşi tabiat nüfusunun dağılımındaki ve beynin yaydığı elektriksel salınımlardaki düzensizlikleri hep göz ardı ederler. Bu düzensiz olgular onlar için hep bir bilmece olmuştur.


1970'lerde az sayıda bilimci bu düzensizliklerle ilgilenmeye başladı. Bu bilimciler fizik, matematik, biyoloji ve kimya gibi farklı alanlardan geliyorlardı ve çoğu da birbirinden habersizdi.
Fizyologlar insan kalbinde ortaya çıkan ve sebebi anlaşılmayan ani ölümlere yol açan kaosta şaşırtıcı bir düzen gördüler.
Çevrebilimciler çingene tırtılı kolonilerinin ortaya çıkışını ve yok oluşunu incelediler.
Ekonomistler eski hisse senedi fiyatları verilerini çıkardılar ve yeni bir analiz türünü denediler.
Sonunda sezgileri onları diğer olaylara yöneltti. Bir kere el attıktan sonra her yerde kaosla karşılaştılar:

  • Salına salına yükselen sigara dumanının birdenbire kıvrılıp bükülüşü,

  • Bayrağın rüzgarda dalgalanışı,

  • Bir musluktan düzenli aralıklarla damlayan su damlalarının düzensiz olarak damlamaya başlamaları,

  • Meteoroloji olaylarındaki aşikar düzensizlikler,

  • Uçan bir uçağın atmosfer içindeki davranışları,

  • Otomobillerin otoyol üzerindeki dağılımları,

  • Yer altından fışkıran petrolün akışı,

ve masum gözüken daha bir sürü olay kaosun varlığını haber veriyordu.
Kaosun ateşli savunucuları 20. yüzyıl biliminin üç şeyle hatırlanacağını iddia ediyorlar: Relativite, quantum ve kaos. Relativite teorisi mutlak mekan ve zaman kavramını, quantum teorisi hassas ölçüm hayalini kaos da Laplace'ın determinist önbelirleme fantazisini yıkmıştır.
Kaos, galaksileri inceleyen fizikçileri bulutları da inceler hale getirdi. Quantum fiziği gibi derin konuları isleyen dergilerde artık zıplayan top veya basit sarkaç gibi klasik fiziğin ehlileştirilmiş konularındaki kaotik davranışlar da inceleniyor.

 


22Kaos, sisteme giren verilerdeki en küçük bir değişikliğin bile çıkışta çok muazzam sonuçlara sebep olabileceğini göstermiştir. Bu duruma şaka yollu olarak kelebek etkisi deniyor. Kelebek etkisi, bugün Pekin'de sakin ve masum bir şekilde kanatlarını çırpan bir kelebeğin dalgalandırdığı hava yarın New York'ta fırtınaya dönüşebilir demektir.
Kelebek etkisi sadece fiziksel olaylarda değil sosyal olaylarda da etkiliymiş gibi görünüyor. Bunu Cengiz Han'a atfedilen bir sözle ifade edebiliriz:


"Bir çivi kaybolduğu için bir nal kayboldu,
Bir nal kaybolduğu için bir at kayboldu,
Bir at kaybolduğu için bir atlı kayboldu,
Bir atlı kaybolduğu için bir haber kayboldu,
Bir haber kaybolduğu için bir savaş kaybedildi,
Ve bir savaş kaybedildiği için bir krallık yok oldu."

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Designed by Mehmet Emin Sayın ©2007