Büyük matematikçi David Hilbert uçakla yolculuğun ilk
zamanlarinda kendi sececegi herhangi bir konuda konusma
yapmasi icin davet edilmisti. Onun sectigi konu Fermat’nin
Son Teoreminin Kaniti idi.
Soylemek gereksiz ya, konusma merakla bekleniyordu. Gelip
konusmasini yapti. Harika bir konusmaydi, ama Fermat’nin Son
Teoremiyle hic bir ilgisi yoktu. Konusma bittikten sonra
biri nicin konusmayla ilgisi olmayan bir konu sectigini
sordu. Hilbert cevap verdi: "Oh, o sadece ucagin dusme
ihtimaline karsi bir tedbirdi."

Baba filmini seyredenler, filmde Baba’nin kullandigi su
deyimi mutlaka hatirlar:
"-Ona reddedemeyecegi bir teklifte bulunacagim."
Peki, Baba Don Vito Corleone bir matematikci olsaydi bu lafi
nasil soylerdi?
"-Ona anlayamayacagi bir teklifte bulunacagim."

S: Bir ruh ve sinir hastaliklari hastanesindeki hastalarla
personel arasindaki fark nedir?
C: Hastalar iyilesir ve taburcu olurlar.

Psikiyatrin birinin her 1 hastasindan 2 si cift
kisilikliymis.
(Acaba psikiyatrlar cok kisilikli hastalarindan kisi basina
mi ucret aliyorlar?)

Adam barda gordugu guzel bir bayanla konusmanin yollarini
ariyordu. Sonunda cesaretini toplayarak kiza yaklasti ve,
"biraz konusabilir miyiz, acaba?" dedi. Kiz birden haykirdi:
"Terbiyesiz! Ben senin bildigin kizlardan degilim!"
Adam utancindan yerin dibine girmisti. Herkes ona bakiyordu.
Gitti ve masasina oturdu.
Bir sure sonra kiz ona yaklasti. Gulumseyerek, "Az onceki
olay icin ozur dilerim. Ben psikoloji ogrencisiyim ve
utandirici durumlarda insanlarin nasil davrandiklarini
inceliyordum." dedi. Adam avaz avaz bagirarak cevap verdi:
"Ne? Gecesi 200 dolar mi? Deli misin sen?"

Adam vahsice dovulmus ve parasi calinmisti. Kaldirimda
kendinden gecmis ve yararlari kanayarak yatiyordu. Yoldan
gecenler donup te bakmadilar bile. Kazara bakanlar da
baslarini diger tarafa cevirdiler. Derken bir psikologun
yolu oraya dustu. Adami gorunce hemen yanina kostu, onu
inceledi ve soyle dedi: "Aman Allah’im! Bunu kim yaptiysa
acil psikiyatrik yardima ihtiyaci var."

Sekreter psikologu interkomdan aradi:
"-Doktor, burada gorunmez oldugunu sanan bir hasta var."
Psikolog cevap verdi:
"-Ona soyle, simdi onu goremem."

Pauli Heisenberg’e soyle sormustu: "Sahsen inandigin bir
tanrin var mi?"
Heisenberg cevap verdi: "Sorunu yeniden ifade edebilir
miyim? Ben su ifadeyi tercih ediyorum:
Sen, ya da bir baskasi, nesnelerin veya olaylarin, varligi
butun suphelerin otesinde gozuken merkezi duzenine, bir
baska insanin ruhuna dogrudan ulasabildigin gibi ulasabilir
mi? Ruh kelimesini yanlis anlasilmamak icin bilerek
kullaniyorum. Eger soruyu boyle sorarsan, cevabim evettir."
--Werner Heisenberg, Fizik ve Otesi. New York: Harper & Row,
1971, Page 215.

Stanford’dan bir arastirma grubu, obsessif-kompulsif
bozukluklar uzerine bir arastirma yapmak icin katilimci
aradiklarini ilan etti. ?lana ilgi muhtesem oldu. Daha 3 gun
gecmeden 3,000 e yakin cevap gelmisti. ... ve hepsi de ayni
kisi tarafindan gonderilmisti.

The New England Tip Jurnalinin raporuna gore, doktorlarin 10
da 9 u doktorlarin 10 da birinin salak oldugunu dusunuyormus.
--Jay Leno

Elime bir eleman araniyor ilani gecti, aranizdan
ilgilenenlere duyurulur. Ilan aynen soyle:
Eleman araniyor.
Nukleer fizyon izotop molekul reaktif sayaclari ve 3 fazli
siklotronik uranyum fotosentezleyici isinde calisacak eleman
araniyor.
Deneyiminizin olmasi sart degildir.

Ve Buddha onlara dedi:
"Size benim kim oldugumu soruldugunda, ne cevap
vereceksiniz?"
Onlar dediler:
"Sen bizim varolusumuzun temelindeki eskatalojik
manifestasyon ve bizim aciklanan oz benligimiz baglaminin
ontolojik temelisin."
Ve Buddha cevap verdi: "HA!?"

Zenophobia: Yakinsak dizilerden mantiksizca korku.

"Bazilari benim korkunc bir kimse oldugumu dusunuyorlar. Hic
bile! Bende bir cocuk kalbi var: Masamda ve bir kavanozun
icinde.
--Stephen King, 3/8/90

Biyolog dedi ki: "Ben yasamin temel kurallarini
inceliyorum."
Psikolog dedi ki: "Yasamin temel kurallari sana hukmeder."
?sadami dedi ki: "Ben ekonomiye hukmederim."
Ekonomist dedi ki: "Ekonominin kurallari senin isine
hukmeder."
Muhendis dedi ki: "Evren benim denklemlerimin bir
modelidir."
Fizikci dedi ki: "Benim denklemlerim evrenin bir
modelidir."
Matematikci dedi ki: "Hic umurumda bile degil."

Cantasi calinan kadin mahkemede olayi anlatiyordu. Sanigi
gostererek soyle dedi:
"-Evet, bu o! Onu gun gibi gordum. Onun yuzunu her yerde
taniyabilirim."
Sanik yerinden firladi:
"-Bayan, benim yuzumu nasil gormus olabilirsiniz? Yuzumde
maske vardi!"

Kimya laboratuarinda hoca, birinci siniflara ilk dersi
yapiyordu. Elinde icinde sari sivi bulunan kap vardi.
"-Bir kimyacinin ogrenmesi gereken ilk sey hic bir seyden
igrenmemektir. Bu kapta at sidigi bulunuyor. Atin diyabetik
olup olmadigini anlamanin en basit yolu onu tadip seker tadi
olup olmadigina bakmaktir."
Parmagini siviya soktu ve sonra agzina goturup yaladi.
"-Simdi, denemek isteyen var mi?"
Her zaman oldugu gibi siniftan bir kahraman kalkip hocaya
dogru ilerledi. Parmagini siviya soktu ve agzina goturup
yaladi. Yuzundeki ifadeden anlasildigi gibi gercekten at
sidigiydi. Ogrenci yerine donup oturdu.
Hoca tekrar konustu.
"-Bir kimyacinin bilmesi gereken ikinci sey de cok iyi
gozleyip hic bir detayi atlamamasidir."
Sonra ayni deneyi tekrarladi. Orta parmagini siviya soktu ve
isaret parmagini yaladi.

Bir matematikci, bir kimyaci ve bir biyolog bos sandiklari
bir binaya bakiyorlarmis. O sirada binaya iki kisi girmis...
Bizimkiler tabii hala bakmaya devam ediyorlar... Bir zaman
sonra binadan 3 kisi cikmis.Bizimkile heyecanli bir sekilde
bunu yorumlamaya baslamislar.
Biyolog:
Bunlar iceride bir tur ureme gerceklestirmis olmalilar.
Kimyaci:
Zannediyorum iceride degisik bir tepkime meydana geldi ve uc
parca olarak disari ciktilar.
Matematikci:
Iceriye bir kisi daha girerse bina bombos olacak.

Albert Einstein bir defasinda keman calmaya merak salmisti.
Bir Haydn yayli kuarteti uzerinde calisiyordu. Ikinci
bolumdeki kendi sirasini dorduncu kez de kacirinca cellist
ona soyle dedi:
"-Senin sorunun ne biliyor musun, Albert? Sen saymayi
bilmiyorsun."
Einstein aktif profesorluk yaparken bir ogrencisi ona soyle
dedi:
"-Bu seneki sorular gecen seneki sorularin aynisi!"
"-Dogru," dedi yasli adam ve ekledi, "ancak bu sene butun
cevaplar farkli."

George Gamow’un Fizigi Sarsan 30 Yil kitabinda anlattigina
gore Niels Bohr’un odasinda at nali asiliymis. At nalinin
ugur getirdigine inanip inanmadigi kendisine soruldugunda
soyle dermis:
"-Biliyor musunuz, ugur getirdigine inanmasaniz bile at nali
ugur getirebiliyormus."

Hukumet matematik bilmeyenlere vergi koyacakmis. Ne kadar
sacma! Sayisal loto baska ne ise yariyor ki?
--Gallagher

Matematik ogrencilerinden bir tanesi kafayi yemis. Kendisini
diferansiyel operatoru saniyor. Kantinde,
"-Senin diferansiyelini alirim ulan! Senin turevini alirim
ulan!"
diye dolasiyor. Herkes kacisiyor fakat bir ogrenci hic
yerinden kipirdamiyor.
"-Ne o?" diyor, "Sen benden korkmuyor musun?"
"-Tabii ki korkmuyorum."
"-Niye korkmuyormussun bakayim?"
"-Ben ex'im."
"-Ama ben d/dy'yim."

Astronom Gunes tutulmasini izlemek icin Afrika'ya gitmisti.
Yamyamlarin eline dustu. Onu bir direge bagladilar ve basina
bir nobetci diktiler. Nobetciyle cat-pat konusmaya calisti
"-Bana ne yapacaksiniz?"
"-Seni yiyecegiz."
"-Beni ne zaman yemeyi dusunuyorsunuz?"
"-Yarin ogle yemeginde..."
"Harika!" diye gecirdi aklindan astronom. Ertesi gun ogle
uzeri Gunes tutulmasi olacagini biliyordu. "Bunlara Gunes'e
hukmedebilen bir tanri oldugumu kanitlayabilirsem pacayi
kurtaririm."
"... ama biraz gecikebilir," diye devam etti nobetci, "cunku
yarin onemli bir gun. Ogle uzeri butun kabile hep birlikte
Gunes tutulmasini izleyecegiz de."

3 isletmeci 3 muhendis:
(Muhendisler mi yoksa isletmeciler mi daha akilli iddiasinin
bir urunu)
Uc isletmeci ve uc muhendisin is icabi trenle bir seyahate
cikmalari gerekir. Tren garina giderler. Uc isletmeci 3
bilet aldigi halde muhendisler tek bilet alir. Isletmeciler
bunun sebebini sorduklarinda muhendisler, "bekleyin ve gorun,"
derler.
Trene binerler ve tren hareket ettikten bir sure sonra uc
muhendis kalkip hep beraber trenin tuvaletine girerler.
Biraz sonra konduktor gelir ve uc isletmeciden uc bileti
alir. Tuvaletin onunden gecerken kapiyi tiklatip, "bilet
lutfen," der. Kapi acilir ve bir el bileti uzatir. ?sletmeciler
bunu gorurler. Taktigi kapmislardir.
Donus yolculugu icin yine gara giderler. Isletmeciler bu
sefer tek bilet almislardir. Muhendisler ise hic bilet
almaz. Isletmeciler yine sasirip sebebini sorduklarinda
muhendisler yine bekleyip gormelerini soylerler. Bir sure
sonra yolculuk baslar.
Once isletmeciler kalkip bir tuvalete girer. Ardindan da
muhendisler karsisindaki tuvalete. Konduktorun gelmesine
yakin bir muhendis cikip karsi kapiyi tiklar ve "bilet
lutfen," der. Acilan kapidan bir el bileti uzatir. Bileti
alan muhendis diger tuvalete geri girer!

Prof X, haydi adini vermeyelim, universitenin birinde
nukleer fizik dersleri veriyordu, ama bir turlu kadroya
alinmamisti. Bu konuda bir kac kez muracaat etmis olmasina
ragmen munhal kadro olmadigi gerekcesiyle basvurulari geri
cevrilmisti.
Sonunda dekan onu cagirarak soyle dedi:
"-Bos bir kadromuz var, ama bize bayan bir fizikci lazim,
sen erkeksin; bize kati hal fizikcisi lazim, sen nukleer
fizikcisin; ve bize bir deneysel fizikci lazim, sen teorik
fizikcisin."
Prof X bir an dusundukten sonra cevap verdi:
"-Sartlarinizin ilk ikisini kabul etmeye hazirim, ama
deneysel fizikci! Asla!"

Einstein bir cok yerde konferanslar vermisti. Bu
konferanslara ozel soforun kullandigi bir otoyla gidiyordu.
O konferans verirken sofor de dinleyiciler arasinda oturarak
onu dinlerdi. Bir gun yine bir yere konferansa gidiyorlardi.
Bir aralik sofor,
"-Dr Einstein," dedi, sizi o kadar uzun zamandir defalarca
dinledim ki artik yapacaginiz konusmayi kelimesi kelimesine
biliyorum." Yasli adam pasi almisti.
"-Pekala," dedi, "simdi gitmekte oldugumuz yerde beni
tanimazlar. Palto ve sapkalarimizi degiselim ve sen konus."
Sofor konustu. Gercekten de dersini iyi calismisti. Biri
cikip da daha onceki konferanslarda sorulmamis bir soru
soruncaya kadar sorular kismini bile basariyla goturuyordu.
Yine de bozuntuya vermedi:
"-Boyle basit bir seyi sormaniz gercekten cok garip," dedi,
"simdi arka sirada oturan soforumu cagiracagim ve size cevap
vermesini soyleyecegim."
(Dikkat: Bu sadece bir hikayedir, gercek kisi ve olaylara
benzerligi sadece tesaduften ibarettir.)

The Feynman Lectures on Physics'in butun ciltlerinde
Feyman'in bongo davulu calarken cekilmis bir resmi vardir.
James Gleick'in Dahi, Richard Feynman ve Modern Fizik'te
yazdigina gore, Isvecli bir ansiklopedi yayincisi
Feynman'dan bu fotografin bir kopyasini istemis ve onunla
"teorik fizigin temsil ettigi zorluklara insani bir yaklasim
kazandirmayi" dusunmustu. Feynman patladi.
"-Sayin Bay," diye karaladi, "benim bir davul caliyor
olmamin teorik fizikci olmamla hic bir iliskisi yoktur.
Teorik fizik insani bir faaliyettir, insan eliyle
gerceklestirilmis en yuksek gelismelerden biri - ve onunla
ugrasan insanlarin da insan oldugunu surekli (bongo
davullari calmak gibi) az sayida diger insanlarin yaptigi
seyleri gostererek kanitlama arzusu bana hakarettir.
Ben size, cehenneme kadar yolunuz var, diyecek kadar
insanim."

Bence ucan daireler hakkindaki raporlarin, dunyadisi
zekalarin bilinmeyen mantikli cabalarindan ziyade dunyali
zekalarin bilinen mantiksiz niteliginin bir sonucu olmasi
daha cok muhtemeldir.
--Richard Feynman

Einstein'dan relativite teorisini basitce anlatmasini
isterler bir gun. O da, "size bir hikaye anlatayim," der.
Gecenlerde arkadasim John'la dolasiyorduk. John anadan dogma
kor. Bir parka gidip bir banka oturalim ve biraz dinlenelim
dedik.
Biz oturmus sohbet ederken bir sutcu yanimizdan bagirarak
gecti. John sordu:
"-Al, bu adam niye bagiriyor?"
"-O bir sutcu. Sut satmaya calisiyor."
"-Sut nedir?"
Dedim ya, o anadan dogma kor.
"-Sut beyaz bir sividir."
"-Siviyi anladim, fakat beyaz nedir?"
"-Kugu kuslarinin rengi gibi yani."
"-Kusu anladim, fakat kugu nasil bir kustur?"
"-Hani su parklarda filan bulunan egri boyunlu kus."
"-Boynu anladim da, egri nedir?"
Baktim olacak gibi degil, onun elini tuttum ve kolumu
kivirarak elini omzumdan bilegime kadar gezdirdim ve
"-Iste egri boyle bir sey," dedim. O zaman John,
"-Haaaa!", dedi, "iste simdi sutu anladim."
(Dikkat: Bu sadece bir hikayedir, gercek kisi ve olaylara
benzerligi sadece tesaduften ibarettir.)

Fizikci sorunu anladi!
Bir bir rahip, ayyas ve bir fizikci giyotinle idama mahkum
edildi.
Once rahip cikarildi. Ona "yukariya mi bakmak istersin
asagiya mi?" diye soruldugunda, "gokleri son olarak bir kac
saniye daha seyredebilmek icin yukari bakmak isterim," dedi.
Cellat onu yuzu yukariya bakacak sekilde bagladi ve bicagi
serbet birakacak mekanizmayi cekti, ancak bicak rahibin
bogazina birkac santimetre kala durdu. Seyirciler "bu bir
mucize!" diye bagiristi. Bunun uzerine rahip serbest
birakildi.
Sonra ayyas cikarildi. Ona da "yukari mi bakmak istersin
asagi mi?" diye soruldugunda, "son olarak bir kac yudum daha
icki icebilmek icin yukari bakmak isterim," dedi. Cellat onu
yuzu yukariya bakacak sekilde bagladi, agzina icki doktu ve
bicagi serbet birakacak mekanizmayi cekti, ancak bicak
ayyasin bogazina birkac santimetre kala durdu. Seyirciler
"bu bir mucize!" diye bagiristi. Bunun uzerine ayyas serbest
birakildi.
Sonra fizikci cikarildi. O da yukari bakmak istedigini
soyledi. Cellat onu da yuzu yukariya bakacak sekilde bagladi
ve isini yapmaya hazirlandi. Bu arada fizikci gozleriyle
mekanizmayi inceliyor ve kalabalik da ucuncu bir mucizenin
gerceklesip gerceklesmeyecegini merakla bekliyordu. Cellat
elini mekanizmaya uzattiginda fizikci konustu: "Bir dakika
bekle, sorunu anladim."

Alaska'da arastirmalar yapan bir grup bilimci, oda
sicakliginda calisacak superiletken kesfetti.

Istatistik ogrencisi dogru-yanlis turu sorulardan olusan bir
sinavdaydi. Ders calismadigi her halinden belliydi, cunku
sinavin basindan sonuna kadar yazi tura atmisti. Sonunda
sinav bitti, herkes kagitlarini teslim etti, sadece o para
atmaya devam ediyordu.
Hoca onun yanina gitti ve "evladim, hem calismamissin, hem
de kagidini hala teslim etmedin," dedi.
"Sssst!" dedi ogrenci, "cevaplarimi kontrol ediyorum."

Bir salyangoz yolu gecerken ona bir kaplumbaga carpti. Acil
serviste gozlerini acan salyangoza neler oldugu soruldugunda,
"pek hatirlayamiyorum," dedi, "her sey o kadar hizli oldu
ki!"

Uc cocuk oturmus, "benim babam seninkini dover," muhabbeti
yapiyordu.
"Benim babam," dedi biri, "o kadar hizlidir ki, bir ok
attiginda oktan once hedefe varir."
"Bu da bir sey mi?" dedi digeri, "benim babam tabancasiyla
ates eder, sonra da mermiden once hedefe varir."
"Birakin bunlari yaa!" dedi ucuncu, "benim babam memurdur;
mesaisi 18:00'de biter ve o 16:45'te evde olur."

S: Isik niye saniyede sadece 300 bin km gibi bir hizla
gidiyor? Bilimciler daha iyisini yapamiyor mu?
C: Haklisin. Isigin saniyede 300 bin km yol almasi cok utanc
verici, ama fizikciler hala bu sorun uzerinde calisiyorlar.
Hali hazirda saniyede 350 bin km hizla giden bir arac var,
fakat onun farlarindan cikan isik saniyede ancak 300 bin km
gidebiliyor. Tabi bu, aracin otoyolda yanlis yolda
gidiyormus gibi gorunmesine neden olmakla birlikte, hem
farlari kapaliymis hem de isik araci takip ediyormus gibi
bir duruma yol aciyor. ?ste bu nedenle bugunlerde bir cok
fizikcinin surucu belgesi yok.
--Ask Dr Science.

Araniyor!
Schrodinger'in kedisi
Odul: $10,000
Olu veya diri

Bu harika olmali! Tek kelimesini bile anlamiyorum.
Benzer bir espriyi ITU elektrik mezunu bir arkadasim bir
hoca hakkinda yaptigini soylemisti: "Yaa, bu adam harika
seyler anlatiyor; bir de anlayabilsem!"
Yine ayni arkadasin aktardigina gore hoca soruyor:
"-Termik role ne ise yarar?"
"-Motoru korur, korur, korur!" diyor bir kac kisi birlikte.
(Bu slogan o gunlerde bir motor yagi reklaminda
kullaniliyordu.)
Sunu da ayni arkadas aktardi:
Yoklama icin sinifta dolastirilan kagida herkes ismini
yaziyor. Kagit hocanin eline ulasinca hoca sinifi ve
kagittaki isimleri sayiyor. Dogal olarak kagittaki isimlerin
sayisi daha fazla cikiyor. Hoca da kagittaki isimleri tek
tek okuyarak yoklamayi tekrarliyor ve cevap gelmeyen
isimleri karaliyor. Okunan isimlerden biri de Danyal Topatan
(artist, oldu). Sinif zaten anlasmali ve hazir, hep birlikte
cevap veriyorlar:
"-Icimizde!"

Bazilari insanin var olma nedeninin "galaksinin bir beyin
evrimlestirme arzusu" olduguna inaniyor.
Pesimistler de bunun "galaksinin bazi gezegenlerden kurtulma
arzusu" olduguna inaniyor.

75 yil kadar once Harvard kutuphanesini ziyaret eden
Avrupali bir fizikci Tabiat Felsefesi raflarini
bulamadigindan sikayet ederek kutuphane gorevlisinden yardim
istemisti.
Gorevli "biz ona bugunlerde fizik diyoruz," diye cevap
vermis ve onu fizik raflarinin bulundugu yere goturmustu.

Yaratilisin tarihi
Herkesin bildigi gibi yaratilis Isa'dan once 4004'te vuku
buldu. Kesin konusmak gerekirse tam olarak MO 21 Mart 4004,
Carsamba gunu saat 18:00'de.
Bu tarihin kanitlari tamamen dokumanlardan geliyor. MO 4004
senesi, Baspiskopos Ussher tarafindan Yahudi takvimine gore
Tufan'in vuku buldugu sene olan MO 2348'e Tekvin kitabinda
adi gecen her sahsin omru eklenerek elde edilmis. Diger
detaylar da yine ayni kitaptan soyle cikariliyor:
*Saat 18:00
Tekvin kitabina gore yaratilis gunduzlere ve gecelere
bolunmus ve yaratilisa aksam vakti baslanmistir; cunku
Yahudilere (ve Muslumanlara) gore gun aksam vakti baslar.
*Carsamba
Tekvin kitabina gore dunya dorduncu gunde yaratildi. Pazar
ilk gun olarak kabul edilince dorduncu gun Carsamba olur.
*21 Mart
Gunduz ve gece uzunlugu senenin gunlerine gore degisir, bu
nedenle yaratilisin, gunduz ve gece surelerinin esit oldugu
ekinokslardan birinde gerceklestigini kabul etmek son derece
mantikli bir yaklasim olur. Bahar ekinoksu her zaman guz
ekinoksundan onemli oldugu icin de 21 Mart tek secenek
olarak kaliyor.

Kabul etmenin 4 safhasi:
i. bu degersiz sacmalik,
ii. bu ilginc fakat sapkin bir gorus,
iii. bu dogru fakat neredeyse tamamen onemsiz,
iv. ben bunu hep soyledim.
(J.B.S. Haldane, Journal of Genetics #58, 1963, p.464)

Hayat karmasiktir: Onun gercek ve sanal kisimlari bulunur.
Matematik ogrencisi Genel Topolojiden sozludeydi ("Genel
Topolojiden nasil sozlu yapilir?" diye sormayin, bu bir
hikaye). Durumu da epey kotuydu. Ogrencinin yerlerde surunen
performansindan gina gelen hocalardan biri sordu:
"-Pekala, topoloji hakkinda ne biliyorsun? Bari onu soyle."
Ogrenci cevap verdi:
"-Topolojistin tanimini biliyorum."
"-Soyle bakalim," dedi hoca, ogrencinin unlu bir topolog bir
kahve fincani ile simit arasindaki farki bilmeyen kisidir
seklindeki tanimi verecegini umarak; ancak ogrecinin cevabi
farkliydi:
"-Bir topolog kiciyla yerdeki bir delik arasindaki farki
bilen, fakat kiciyla yerdeki iki delik arasindaki farki
bilmeyen kisidir."
En son bilgime gore, ogrenci dersten gecmis.
"Delikanli, parlamento uyesi olmak istedigini anliyorum.
Ogrenmen gereken ilk ders, ben bebek olumlerinin oranlari
hakkinda istatistiksel bir rapor istedigimde, benim butun
istedigim, benim basbakanligim doneminde olen bebeklerin
sayisinin baska herhangi birinin basbakanligi
donemindekilerden daha az oldugunun kanitidir.
Politik istatistik budur."
--Winston Churchill.

Universitenin birinde sinavlarda hesap makinesinin
kullanilmasina izin verilip verilmesi konusunda tartismalar
yapiliyordu. Fizik bolumu kullanilmasi yonunde oy kullanan
ilk bolumdu. Ilk 3 saatlik sinavda da su tek soruyu
sormuslardi:
"Planck sabitini 1 kabul ederek evreni tanimlayin."

Feynman bir gun derste acisal momentumdan soz ediyordu.
Dondurme (rotasyon) matrislerini tanimladi ve onlarin
degismeli olmadiklarini soyledikten sonra ekledi:
"Sir William Hamilton bu degisme ozelliginin olmadigini Lady
Hamilton'la bir bahcede gezintideyken kesfetmisti. Bir banka
oturduklarinda bir anlik bir tutku dalgasi gecti. Iste bu
anda Hamilton AxB'nin BxA'ya esit olmadigini fark etti."

Bir ampulu degistirmek icin ...
Bir ampulu degistirmek icin kac genel relativiteciye ihtiyac
vardir?
Iki. Biri ampulu tutar, digeri evreni dondurur.
Bir ampulu degistirmek icin kac quantum fizikcisine ihtiyac
vardir?
Bir. Ikisi bunu yapmak, biri de dalga fonksiyonunu
renormalize etmek icin.
Bir ampulu degistirmek icin kac quantum mekanikcisine
ihtiyac vardir?
Onlar bunu yapamaz; cunku duyun yerini belirleseler ampulun
yerini belirleyemezler.
Bir ampulu degistirmek icin kac Heisenberg'e ihtiyac vardir?
Sayisini bilirsen ampulun yerini bilemezsin.
Bir ampulu degistirmek icin kac astronoma ihtiyac vardir?
Hic; onlar karanligi tercih eder.
Bir ampulu degistirmek icin kac radyo astronomuna ihtiyac
vardir?
Hic; onlar bu tur kisa dalgalarla ilgilenmezler.

Deneyci heyecanla teorisyenin odasina girer. Elinde son
deneyiyle ilgili bir grafik vardir.
Teorisyen grafigi inceler ve "himmm," der, "iste tam su
senin elde ettigin yerde bir maksimum cikmasi gerekiyordu.
Nedeni de su... (mantiksal bir suru aciklama)"
Deneyci, "bir dakika," der, "grafigi ters tutuyorsun."
Grafigi ters cevirerek teorisyene verir.
Teorisyen grafigi inceler ve "himmm," der, "iste tam su
senin elde ettigin yerde bir minimum cikmasi gerekiyordu.
Nedeni de su ..."

*Once oku atip sonra da okun isabet noktayi merkez kabul
eden daireleri cizen ve boylece daima 12'den vuran okcunun
hikayesini duymus muydunuz?
Sonraki soru suydu: Gezegenleri Gunes'in etrafinda donduren
nedir?
Kepler'in zamaninda bazilari bu soruya gezegenlerin
arkasinda meleklerin bulundugu ve onlarin kanatlarini
cirparak gezegenleri yorunge uzerinde ittigi cevabini
veriyordu. Goreceginiz gibi, bu cevap gercekten o kadar da
uzak degildir -- tek farkla ki melekler baska bir yerde
duruyorlar ve gezegenleri Gunes'e dogru itiyorlar.
--Richard Feynman Character Of Physical Law, p. 8

*Feynman'in ne demek istedigini gercekten merak edenlere,
Genel Cekim Yasasini incelemeleri onerilir.
Chem 101 Lab ilk yasa: Sicak ve soguk camin gorunusu
aynidir.
Daha sonra yanlis oldugunu buldugumuz bir cok seyi
bilmedikleri icin sinifta biraktigimiz kimya ogrencilerinin
sayisi uzerinde dusunmek bile cok rahatsizlik verici.
--quoted in Robert L. Weber, Science With a Smile (1992)

Enzimler, baska turlu aciklamak icin uzerinde derin dusunme
gerektiren seyleri aciklamak icin biyologlar tarafindan
uydurulmustur.
-- Jerome Lettvin

Benim soyledigimi sandigin seyi anladigina inaniyorum, fakat
senin isittigin seyin benim kastettigim sey olmadigini fark
ettiginden emin degilim.
Beni gercegi arayan insanlarin arasina gotur; onu bulmus
olanlardan beni kurtar.

Teknisyenler muhendis olduklarini dusunurler,
Muhendisler fizikci olduklarini dusunurler,
Fizikciler matematikci olduklarini dusunurler,
Matematikciler filozof olduklarini dusunurler,
Filozoflar teknisyen olduklarini dusunurler.

Teoride teori ile pratik arasinda bir fark yoktur, ama
pratikte arada dunya kadar fark vardir.
Adi konulmamis bir yasa: Gerceklesiyorsa, mumkun olmalidir.
Babaannene aciklayamadigin bir seyi hakkiyla anlamis
sayilmazsin.
--Albert Einstein
*Einstein'in soyledigi iddia edilen butun laflari onun
soyleyip soylemedigini cok merak ediyorum. Hani, adam modern
bir Nasrettin Hoca haline gelmis olmasin!?
Hakem karari: Anlayamadigimdan nefret ederim, nefret
ettigimi redderim.

Dekanlik fizik bolumune bir yazi gonderdi:
Laboratuvar, pahali ekipmanlar ve daha bilmem neler icin
size niye bu kadar cok odenek ayirmam gerekiyor? Kendinize
matematik bolumunu ornek alsaniza. Onlarin butun istedigi
kalem, kagit ve cop tenekesi. Daha da iyisi, felsefe
bolumunu ornek alin: Onlar sadece kagit ve kalem
istiyorlar.

Muhendis felsefesi
Bir muhendis icin evrendeki her sey su iki kategoriden
birine girer:
1. Tamir edilmesi gereken seyler ve,
2. Bir kac dakikaligina oynadiktan sonra tamir edilmesi
gerekecek seyler.
Muhendisler problem cozmeyi severler. Etrafta hazir problem
yoksa kendi problemlerini kendileri yaratirlar. Normal
insanlar bunu anlayamaz; onlar bozuk olmayan bir seyin tamir
edilmesine gerek olmadigina inanirlar. Muhendisler ise bir
sey bozuk degilse onun henuz bazi ozelliklerinin olmadigina
inanirlar.
Is basindaki muhendisler
Muhendisler yeni bir aletin montaj talimatini okumaya gerek
duymayan insanlardir. Montaji yapilacak aletin (stereo, VCR,
camcorder, vs) kutusunu actiklarinda yapacaklari ilk is
montaj ve kullanim talimatini bir kenara atmaktir. Sonra
gerekli baglantilari yaparlar ve dugmeler ve diger kollarla
oynarlar. Daha sonra alet tamire gittiginde montaj ve
kullanma talimatini okumak icin yeterince bol vakitleri
olacaktir.

Gecenin bir vaktinde calan telefonla uyandi adam:
"-Alo?"
"-Orasi uc yuz kirk iki - bin yuz onbir mi?"
"-Hayir, burasi uc yuz kirk iki - onbir onbir."
"-Bin yuz onbir olmadigindan emin misiniz?"
"-Tabi ki eminim, burasi onbir onbir."
"-Ah, yanlis numara o halde. Gecenin bu saatinde
uyandirdigim icin ozur dilerim."
"-Onemli degil, efendim. Nasil olsa telefona cevap vermek
icin uyanacaktim."
Avukat adli tabibi sorguya cekiyordu (tabi, bir Amerikan
mahkemesinde):
"-Olum evrakini imzalamadan once adamin nabzina bakmis
miydiniz?"
"-Hayir."
"-Kalbini dinlemis miydiniz?"
"-Hayir."
"-Nefes alip almadigini kontrol etmis miydiniz?"
"-Hayir."
"-Oyleyse, olum evrakini imzalamadan once adamin olu
oldugunda emin olmak icin gereken hic bir islemi yapmadiniz,
degil mi?"
Tabibin sabri tasti:
"-Pekala, soyle soyleyeyim: Adamin beyni masamdaydi, fakat
butun bildigim, onun bir yerlerde hala hukuk tahsili yapiyor
olabilecegidir."