Foton nedir?
Birine "ağaç nedir?" diye sorsaydık buna cevap vermesi pek
zor olmazdı, ancak cevabın içeriği kişinin bakış açısına
bağlı olurdu. Örneğin çoğumuz muhtemelen bir ağacın en bariz
fiziksel niteliklerini sayardık: Büyüklüğü, kütlesi, rengi,
genel yapısı vs. Ama bir botanikçi ağacın nasıl ortaya
çıktığını, büyüdüğünü ve geliştiğini anlatırdı. Biyokimyacı
kimyasal yapısından söz ederdi: Selüloz, klorofil vs. Bir
çiftçi veya kereste ticaretiyle uğraşan biri de ağaçtan elde
ettiği ürünlerden söz ederdi: Meyve veya kereste. Birlikte
göz önüne alındığında, bütün bu tarifler ağaç denince ne
anladığımızı gösterir. Ömründe ağaç görmemiş birine ağacı
anlatmak isteseydik, yukarıdakilerin hepsini saymamız
gerekirdi.
Fotonlar konusunda da durum böyledir. "Foton nedir?"
sorusuna cevap ararken bir çok değişik perspektiften bakan
cevaba gerek vardır. En bariz özelliklerini şöyle
sayabiliriz: Durgun kütlesi sıfırdır; ışık hızıyla gider;
etkileşimlere parçacık olarak girebilir ancak dalga olarak
yayılır; E=hn, p=h/l ve E=pc bağıntılarına uyar; kütlesi
sıfır olduğu halde diğer parçacıklar gibi kütle çekiminden
bile etkilenir.
Farklı bir açıdan, fotonların nasıl ortaya çıktıklarını (bremsstrahlung proseslerinde olduğu gibi) veya bir yerden başka bir yere
giderken nasıl hareket ettiklerini anlatabiliriz.
Temel fizikteki yerlerini bile belirtebiliriz: Fotonlar
elektromagnetik kuvveti iletirler. Bu açıdan bakılınca, iki
elektrik yükü fotonları "takas ederek" etkileşir (fotonlar
bir yükten yayınlanır, öteki yük tarafından soğurulur). Bu
fotonlar genellikle hayali veya "virtüel" (sezilgen)
fotonlardır, adları sadece teorik fiziğin matematiksel
formalizminde anılır, fakat gerçek fotonların sahip
oldukları bütün özellikleri taşırlar.
Bilinen hiç bir cevabı olmayan bir soru, fotonun iç
yapısının ne olduğudur. Foton nelerden mamuldür?
Mahiyetlerinin, gerçek matematiksel anlamda, "nokta"
olduğuna inandığımız foton ve elektron gibi bazı elementar
(en basit yapıtaşı) parçacıklar bulunuyor: Fiziksel hiç bir
büyükleri yoktur ve parçalardan oluşan iç yapıları
olmadığından parçalarına ayrılamazlar.
Fotonla ilgili olarak cevaplanması en zor soru, onun bir
parçacık mı yoksa dalga mı olduğu sorusudur. Yukarda sayılan
özelliklere sahip bu fiziksel parçacık, onunkinden çok
farklı özellikler listesine sahip elektromagnetik dalgadan
daha mı gerçektir?
Burada bir paradoksun varlığı aşikar. Girişim ve kırınım
içeren bazı deneyler elektromagnetik radyasyonun (ışımanın)
deney düzeneğiyle dalgalar olarak etkileştiklerini
gösteriyor; fotoelektrik etki ve Compton saçılması gibi
başka deneyler de elektromagnetik radyasyonun foton olarak
bilinen parçacık-gibi quantumlar şeklinde etkileştiğini
gösteriyor. Şurası kesin ki dalga ve parçacık yorumları
uyumlu değildir: Parçacıklar enerjilerini konsantre paketler
halinde verirken bir dalganın enerjisi bütün dalga cephesi
üzerinde düzgün olarak yayılır. Örneğin ışığı sadece
parçacıklar olarak ele alırsak çift-yarık deneyinde gözlenen
girişim desenini açıklamak zor olur. Bir parçacık ya bir
yarıktan ya da diğerinden gitmelidir; sadece bir dalga
cephesi ikiye ayrılarak her iki yarıktan geçer ve sonra
birleşir.
Dalga ve parçacık yorumlarını geçerli fakat birbirini
dışlayan alternatifler olarak kabul edersek, bir kaynaktan
çıkan ışığın ya dalga ya da parçacık
olarak yayılması gerektiğini de kabul etmemiz gerekir.
Kaynak ne tür ışık (dalga veya parçacık) üretmesi
gerektiğini nasıl bilebilir? Farz edelim ki kaynağın bir
tarafına çift-yarık düzeneği diğer tarafına da fotoelektrik
düzeneği koyduk. Çift-yarık düzeneği tarafına yayılan ışık
dalga gibi davranır, fotosel tarafına yayılan ışık parçacık
gibi davranır. Kaynak hangi yöne dalga ve hangi yöne
parçacık yayınlayacağını nasıl bildi?
Belki de tabiatta, hangi deneyi yaptığımızı geriye, kaynağa,
haber veren bir tür "gizli kod" var ve kaynak dalga veya
parçacık üretmesi gerektiğini geri gelen sinyale göre
anlıyor. Yukarıdaki ikili deneyi uzaklardaki bir galaksiden
gelen ışıkla tekrarlayalım. Işık bize, kabaca, evrenin yaşı
(15.109 sene) kadar uzaktan geliyor olsun. Böyle bir
deneyde, bizim laboratuardaki çift-yarık deney düzeneğini
alıp yerine fotoelektrik deney düzeneğini koymamız için
geçen zaman zarfında, ışığın bu değişikliği kaynağa haber
vermesi mümkün olamazdı; ancak yıldız ışığının hem
çift-yarık girişimini hem de fotoelektrik etkiyi
oluşturduğunu yine gözlerdik.
O halde rahatsız edici bir sonucun kapanına kısıldık: Işık ne parçacık ne de dalga; her nasılsa hem parçacık hem de dalga ve yapmakta
olduğumuz deneyin türüne göre bize her defasında sadece bir
yüzünü gösteriyor: Parçacık-tipi bir deneyde parçacık yüzünü
ve dalga-tipi bir deneyde dalga yüzünü. Bizim ışığı ya dalga ya da parçacık olarak sınıflandırmakta
başarısız oluşumuzun nedeni, ışığın tabiatını anlamaktaki
başarısızlığımızdan ziyade, sınırlı kelime hazinemizin,
basit bir dalga veya parçacıktan daha zarif ve daha
esrarengiz bir olguyu tanımlamaktaki yetersizliğidir.
Çift-yarık desenini gözlemek için gözümüzü veya bir
fotoğrafik filmi kullanırsak durum daha da zorlaşır. Hem
gözümüz hem de film bireysel fotonlara tepki verir. Bir tek
foton bir retina hücresi tarafından soğurulduğunda, beyne
kadar giden bir elektrik impulsu meydana gelir (tabi, görme
böyle bir çok impulstan oluşur). Bir tek foton film
tarafından soğurulduğunda fotoğrafik emülsiyonun minik bir
bölgesi kararır; tam bir resim için çok fazla sayıda minik
bölgenin kararması gerekir.
Bir an için, fotonları soğurur ve kararırken filmin tek tek
minik bölgelerini görebildiğimizi farz edelim ve bu deneyi,
fotonlar arasında nisbeten uzun zaman aralıklarının
bulunduğu, çok zayıf bir ışık kaynağıyla yapalım. Önce bir
bölgeciğin, ardından diğerinin, sonra bir başkasının ...
karardığını ve ancak çok sayıda foton filme düştükten sonra
girişim deseninin ortaya çıkmaya başladığını görecektik.
Alternatif olarak, çift-yarık deneyinin dalga yorumu, ekrana
çarpan dalga cephelerinin net elektrik alanını, iki yarıktan
geçmek üzere gelen dalga cephelerinin kısmi elektrik
alanlarını üst üste bindirme yoluyla hesaplayabileceğimizi
düşündürüyor. Bu durumda birleşik dalganın şiddetini veya
gücünü ilgili denklemlerle bulabilirdik. Bileşke şiddetin de
çift-yarık deneyindeki gibi minimum ve maksimumlar
göstermesini beklerdik.
Özetle, girişim deseninin kaynağının ve ortaya çıkışının
doğru açıklaması dalga yorumunda, film üzerindeki desenin
oluşumunun doğru açıklaması da parçacık yorumundadır. Bizim
sınırlı kelime hazinemiz ve her günkü deneyimlerimize göre
bu iki açıklama aynı anda doğru olamaz, elektromagnetik
ışımanın tam bir açıklamasını vermek üzere ikisi bir şekilde
birleştirilmelidir.
Bu dalga-parçacık ikili tabiat dilemması basit bir
açıklamayla çözülemez. Quantum teorisi ortaya atıldığından
beri fizikçiler ve filozoflar bu sorun üzerinde kafa
patlattılar. Diyebileceğimizin en iyisi, ne dalga ne de
parçacık yorumunun aynı anda tamamen doğru olmadığı,
fiziksel olguları tam olarak açıklamak için ikisine de gerek
duyduğumuz ve bunların birbirlerini tamamladıklarıdır.
Çift-yarık deneyinde şu şekilde akıl yürütebiliriz: Bir
ışıma "kaynağı" ile elektromagnetik alan arasındaki
etkileşim quantizedir (sürekli değil, kesik kesiktir) ve
atomları bireysel fotonlar yayan kaynaklar olarak
düşünebiliriz. Deneyin diğer tarafındaki, fotoğrafik film
tarafındaki, etkileşim de quantizedir ve atomların bireysel
fotonları soğurduklarını tasavvur edebiliriz. İkisinin
arasında, elektromagnetik enerji düzgün ve sürekli olarak
bir dalga gibi ilerler ve dalga-gibi davranış sergiler
(girişim veya kırınım). Çift-yarığın etkisi dalganın
ilerleyişini değiştirmektir (örneğin, düzlem dalgadan
karakteristik çift-yarık desenine). Dalga şiddetinin büyük
olduğu yerlerde, fotoğraf filmi çok sayıda fotonun varlığını
haber verir; şiddetin küçük olduğu yerlerde az sayıda foton
gözlenir. Bir dalganın şiddeti genliğinin karesiyle orantılı
olduğundan şu bağıntı yazılır:
fotonları gözleme olasılığı µ (elektrik alan genliği)
İşte bu ifade dalga davranışı ile parçacık davranışı
arasındaki nihai ilişkiyi sağlar. Önceleri klasik
parçacıklar olarak düşünülen elektron gibi nesnelerin dalga
ve parçacık davranışlarını da benzer bir ifade birbirine
bağlar.